Anasayfa / GENEL / Özgürlüğün Anatomisi

Özgürlüğün Anatomisi

   Somut ve soyutun ince ipinde dans eden şey, özgürlük.

   Bilinç düzeyi gelişmiş bir insanın düşüncelerini rahatsız eden bir sorundur özgür olup olmadığımız sorunu. Gerçekten özgür müyüz? Özgürlüğümüz ölçülebilir mi? Özgürlük zannetiğimiz şey özgürlük mü? Bu sorulara ve türevlerine, her kişinin kendi fikirlerine göre birer cevabı vardır. Cevaplar önemlidir ancak iyi bir soru, tüm konunun cevabı olabilir. O halde temel sorumuz ‘özgürlük nedir ve ne değildir?’ sorusudur. Bu soru bizlere, özgürlüğümüzün cevabını verecektir.

   Özgürlük kavramını tanımlayan kaynakları araştırdığınızda genel olarak göreceğiniz şey, ‘hiçbir sınırlamaya bağlı kalmadan, kendi istencinizle hareket etme ve karar verme durumu’ tanımıdır. Baktığımızda, özgürlüğün gerçekten de bu şekilde tanımlanmaması çok mantıksız olurdu. Ancak tanımda da bahsedilen ‘sınırlama’, karşımıza direkt somut olaylar ve olgularla çıkmayabilir. Dünyanın tüm ülkelerinde ait oldukları devletlerin anayasalarına,kurallarına,törelerine bağlı olan vatandaşlar olduğumuzu bir kenara bırakarak düşünelim. Zaten bu durumlar dolaylı veya dolaysız birer sınırlamadır. Özgürlüğümüzü asıl sınırlayan iki şey; irademizin güçsüzlüğü ve çağımıza hakim olan düşüncenin kabulüdür. Örneğin, taş devrinde yaşamış olan bir insanı biz şu anda ilkel olarak görüyoruz. Çağımızdaki teknolojiye ve bilgiye sahip olmaması onu gözümüzde ilkel yapıyor. Onun özgürlüğü ilkelliğinden, bizim esaretimiz gelişmişliğimizden geliyor. O çağda yaşayan bir insanın, diğer şartlar sabitken, fizyolojik ve güvenlik sorunu eğer tamamlanmışsa, özgürlüğünün tadını çıkarması için önünde uzun bir hayat vardı.

   Peki modern insanlar olarak bizler, özgürlüğün tadını hayatımız boyunca çıkarabilir miyiz? Hayır. ‘Neden?’ diye sorabilirsiniz. Çünkü biz modern insanlar, fizyolojik ve güvenlik sorunlarımızı gelişen bilgiyle kontrol altına alıp, yeni sorunlar çıkarttık. Doğayı yaşamak yerine onu özel mülklerimiz haline getirdik, kendi ürettiğimiz teknolojilerin bağımlısı olduk ve en önemlisi kendi hayal dünyalarımızın esiri haline geldik. Dışsal faktörlerin getirdiği sorunları çözme gücümüze olan hayranlığımız kibrimizi uyandırdı ve bu kendimizi en yüksekte görme hastalığımız, irademizin sağlıklı hareket etmemesine ve güçsüzleşmesine neden oldu.  Ünlü filozof J.J. Rousseau ‘insanın özgürlüğü; istediği şeyi yapabilmesinde değil, istemediği hiçbir şeyi yapmak zorunda olmamasındadır.’ diyerek, bu güçsüz ve hasta düşen iradenin, özgürlüğümüzün ana şartı olduğuna işaret etmiştir. Güçlü bir irade acıları barındırsa da,hiçbir özgürlüğün altın tepside sunulmayacağını düşünerek kendi acılarımızı sevip, bu acıların fikirlerimizi filizlendirmesine ve olgunlaştırmasına izin vermeliyiz. Kendimizi, kendimiz yapan mutlak erdem budur.

 

Sevgilerle Anıl BOZKURT

[Toplam:6    Ortalama:4.5/5]

Hakkında Admin

Bunlar da ilginizi çekebilir

Bodrum [V’den Nağmeler]

Bodrum… Dünyadaki Krallığım, cennetim, Sarayım… Sen ki; Bilinen denizlerdeki En büyük inci, Sen ki; Kâbem, …

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir