Zamane Yolcusu [Bölüm 1]

Ben Sade. 27 Yaşındayım. Sadece 27. İçimde ki 7 yaşında ki çocuk beni terk edeli tam 185 gün 8 saat oldu.

Yalnız yaşıyorum. Bir sevgilim vardı, adı Yağmur. Nisan ayında doğmuştu. Nisan yağmurlarından almış adını. Yağmur, yağmurlu bir nisan gününde terk etti beni. Kırmızı montu vardı ve sigara içmeme çok kızardı.

Çay bahçesinde buluşacağımız bir gün gelmedi. Geç kalmazdı hiçbir zaman, hatta hep önceden gelir beni beklerdi. Beni beklemeyi sevdiğini söylerdi. Geldim, bekledim.. Ama o gelmedi. Dayanamadım aradım. Telefonu yabancı biri açtı. Polis memuru olduğunu söyledi ve ekledi;

Başınız sağolsun!

***

Her akşam yatmadan Yağmur’a bir mektup yazarım. Sanki o aslında buradaymış, evdeymiş gibi onunla dertleşirim. Sabahları da önce mezarlığa gider, mektubu O’na veririm. O okurken ben ise işime giderim.

07.37! Alarmın çığrından çıkmış gibi bağırdığı saat.

07.37! İntihara davet saati.

07.37! Shakira’dan sonra Hakkı Bulut çalan playlist.

07.37! Beşiktaş’ın yediği son dakika golü.

07.37! Biri sustursun şu saatiii!!!

08.03! İşe geç kalmış uyku sersemi adamın alarmın sesi ile yataktan düşme saati.

***

Soluksuz sessiz
Gölgesiz devinimsiz
Bir ruhi bey olarak ruhi beysiz
Kentin içine kadar sokuldum.
Ağzımın içi zehir gibiydi
Tuttum bir sigara yaktım
Kravatımı düzelttim
Ayakkabılarımı sildim
Ve sordum:

Ben, Ruhi Bey nasılım?
Sahi! Siz nasılsınız Ruhi Bey?
İyiyim, iyiyim..

***

Mektubumu aldım yola koyuldum. Yağmur’um beni bekler. Geç kalınca meraklanmıştır.

Yanımda olsaydı beni uyandırırdı. Kahvaltı ederdik beraber. İş yerini arayıp hastayım der bir gün kaytarırdım. 24 saatimin tamamını ona ayırırdım. Boğazda yürüyüşe çıkardık. Ortaköy’den Emirgan’a el ele yürürdük.

Anlatacağım çok şey olur ama ben onu dinlerim. Dinlerim ki sesi aklıma kazınsın. Yokluğunda bile duyayım o sesi.

Sarıyer’de meşhur börekçide börek yerdik. Ben peynirli o patatesli. En çok onu sever. Yanında çay. “Çaysız olmaz hacı!” der her zaman, gülerek. Sahilde ki bir tekneye atlar balığa çıkarız. Benim şanslı yanımdır o. Yanımda olsun benim diyen balıkçının yakalayamadığı balığı yakalarım.

Fırfır!..  Berhudar

Sinemaya gideriz; o filmi izler ben ise onu. Ben böyle film görmedim hayatımda.

Lunaparka gideriz belki atlı karınca, dönme dolap, çarpışan araba… Mahallede çocuklarla saklambaç oynarız. Çocuklarla oynamaya bayılır. Bir abla gibi değil de bir arkadaş gibi. Bir anda 9 yaşına inebilir. O bir süper kahraman ve onun özel gücü de bu bence.

Akşam yemeğinde spagetti makarna yaparım O’na, peynirli. En sevdiği yemektir.

Karaokeye gideriz, koşuya çıkarız, atlarız bir gemiye adalara gider bisiklet süreriz. Konsere gideriz, fotoğraf çekeriz.

Küçük süprizler hazırlarım ona. Okuduğu kitabın arasına küçük notlar bırakırım. Makyaj yapmak için gittiği odasında ki aynanın üzerine, elbisesini seçmek için baktığı gardroba, su içmek için gittiği muftağa, evde sadece ses olsun diye açmak için gittiği televizyonun bir köşesine.. Uğrayacağı her yere bir not bırakırdım.

Bir tablo alırdım ona, boyalarını ve fırçasını da hazırlardım. Resim çizmeye bayılır. Bizi çizdirirdim ona. 24 saatin her dakikasını, her saniyesini onunla doldururdum.

Yanımda olsaydı..

Yine her zaman olduğu gibi isyankardım biraz. Neyse ki geldim işte. Tam karşımda yatıyor. Keşke burda değil de evimizde yatsaydı.

Selam verdim. Özür diledim. Durumu anlattım. Gece uykum kaçmıştı. Kahve içtim evet itiraf ediyorum. O’ndan birşey saklayamıyorum. Elinin olduğu tarafa geçtim. Hafifçe kazıp mektubunu bıraktım, toprağına.

Artık gitmeliyim. O mektubu okurken, ben de yeterince geç kaldığım işe yetişmeliyim.

Tam gitmeye hazırlanırken gözüme mezarın köşesinde yerde duran bir not kağıdı ilişti. Merak ettim, aldım kağıdı. İçinde el yazısı ile yazılmış bir cümle sadece.

Yağmur damlalarını takip et!

Bu da neydi şimdi? Bir tür şaka mı? Her şeye inanma potansiyeli olan ben, bir tek tesadüflere inanmıyorum. Her şeyin, bir şekilde birbiri ile bağlantılı olduğuna inanıyorum. Yanlış belki, belki doğru; ama böyle.

Acaba Yağmur mu? Yağmur’um bana bir şekilde bir şeyler mi anlatmaya çalışıyordu? Olabilir miydi?

** Devam edecek.. **

 

4 Beğeni

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.