Yazarlar, Yazarlar…

Çoğu der, ama çoğu da Dostoyevski’yi baz alır;

Gerçeği verin bana!

Felsefeye girersek yandık ama düşünsel gerçekliği ele alabiliriz. İdeler üzerinden gidebilirim.

Gereksiz, süslü püslü, arkasına gizlendiğin ünlüsü bol Farsça, Arapça, Fransızca kökenli kelimeleri, “entelektüel” çünkü bilmediğin, anlamına açıp baktığın kelimeleri çıkarıp atarak işi kolaylaştırabiliriz. Yani ben kolaylaştırırım.

Yazılacaklar zaten yazılmış. Biz sadece üzerinden geçiyoruz.

Elif Şafak yazmış, Emrah Serbes de. Stendhal yazmış, Sabahattin Ali yazmış. Homeros, Puşkin, Tolstoy, Dickens…

Ya hepimiz yazarız, ya da hiç kimse değil.

Ne demişti Mine Söğüt ?

Yazmak benim için nefes almak, yemek, içmek gibi..

Nefes almak gibi… yazmak? Müthiş bir şey.

Bazen kendi yazdığım saçmalıkları okuyasım gelmiyor. Aklıma dahi getirince rahatsız oluyorum. Düşüncelerime üşüşen sinekler onlar sadece. Yazılarım, o sarı kağıtlara tanıdık kıvrımlarla işlenmiş siyah mürekkep aklıma geldiğinde midem -tıpkı utanınca yahut hatırlamak istemediğin şeyi hatırlayınca büzüldüğü gibi- büzülüyor. Ayıbı hissettiğim zamanlardaki gibi bacaklarımı kasıyorum, kollarımı bedenime yaklaştırıyorum.

Ama sonra her insanın utanç duymuş ve duymakta olan reziller olduğunu hatırlıyorum. İçime su serpilir gibi oluyor. Yetmiyor. Hani yıllardır aynı yere gidersin, mesela bir sokak. İlk olarak kararsızca bi iç çekersin. Ama bu kararsızlık içini çok mu az mı çekeceğinle ilgilidir. Ciğerlerini keyfine göre ne kadar şişireceğinle ilgilidir. Belki omurga kemiklerinden biri çatırdayana kadar, belki de kesik kesik nefes almanı gerektirecek kadar az.

Nefes almanla ilgili kararsızlık çekersin çünkü gideceğin yeri değiştirmek aklına bile gelmez. Gelse de işleyen bir beyinle fark etmezsin. Öyle bir ihtiyaç yok yeryüzünde. Hep aynı şeyler dersin. Sonra tanıdık yüz aramaya başlar, değişen sandalyeleri, el değiştiren kafeleri hiç yaşanmamış gibi oldukları için, seni yaşlandırdıkları için ihtiyarca aklından geçirirsin. Ciğerlerin tekrar şişer az ya da çok. Müstehzi tavırlarla, ak saçlarınla sokağında yürürken alışılmışlığın ve tanıdıklığın verdiği güveni değiştirmek söz konusu bile değildir.

Fırfır!..  Çay Üzerine Söylenmiş 10 Modern Söz

Herakleitos gibi; oluşçuluk gibi; aynı nehirde iki kez yıkanılmazsa, iki dakika önce yaktığın sigara hiç yakmamışsın gibi ebediyete karışmışsa yazar niye hiç yazmamış gibi olmasın? İnsan niye hayatı sıfırlayamasın? Reset reset…

Hiç kimse yazar değil. Yazarlar şanslı olarak bizden önce doğdular, yazdılar ve öldüler.

 

Kapak görseli: Maddalena Penitente After Batoni

3 Beğeni

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.