Ütüsüz ve Buruşuk Ruhun Şairi

KALBİM ! NEDEN BEN ?

Didem Madak, kırık kalpli, narin yürekli, kıymeti çok az bilinmiş, erken, çok erken kaybedilenlerden.

O, benim yüzyüze tanışma fırsatına erişemediğim, şiirlerini her daim yanımda, aklımda taşıdığım “dostum”.

Evet, “dost”; gönül bağı illa ki tanıdıklarınla kurulmaz değil mi?

Size de olmaz mı? Bir kitabı elinize aldığınızda ılık bir rüzgar kalbinize değmez mi?

Üzgünken, kırgınken, kızgınken, mutluyken, sevinçliyken, aşıkken… kısacası ruh halim her ne olursa olsun, okumak için sığındığım, her okuyuşumda farklı duygular, farklı tatlar veren şiirleriyle kendi deyimiyle “ütüsüz ve buruşuk bir ruhun şairi”.

Şiirlerindeki kahramanlar, yine onun deyimiyle “hep yanlış ata oynayanlardır.” Belki benim de hep yanlış ata oynadığımdandır bu yakınlığım, kim bilir ?

“İnanırım bazen bir kase bal bile umutsuzdur
Gül tutan bir adam aradım yıllarca
Rakamlar büyür, şehir küçülürdü.
Vazgeçtim, vazgeçtim sonra
Beni anneme götürsün bindiğim bütün taksiler.
Kalbim neden isli bir şehir?
Kalbim ! Neden ben?
Bir tek aşk sözü söylememiş gibiyim.”
(Enkaz Kaldırma Çalışmaları şiirinden.)

“Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu süper oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.
Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.”
(Bıktığım Şeyler Ve Yeşil Fanila şiirinden.)

Sanıyorum iyi insanların kalbi hep kırık, hep buruk. Sahip çıkamıyorlar kendilerine, iyi niyetlerinden.

Çiçekli şiirler yazmak isteyen;

Bir kısmını bize miras bırakan, belki de çoğunu yazamayan…

Toprağa 36 numara ayaklarıyla basan, şaşkın bir kadın, Didem Madak.

“…
Bir süredir plastik vazolar gibi hiç kırılmıyorum
Fakat korkuyorum. Birazdan da
Kırk üç numara ayakkabılarınızla
Bahçede oynayan çocukların üzerine basacaksınız
Bu iyi olmaz bayım !


Ama siz sobada sucuklu yumurta pişirip yiyen
Yoksul bir aşkın güzelliğini bilir misiniz?
Bir gül bir güle derdi ki görse…
Yalan söylüyorum
Güller bu sıra hiç konuşmuyor bayım.”
(Çiçekli Şiirler Yazmak İstiyorum Bayım! şiirinden.)

Şairliğini yine büyük alçak gönüllülükle şu sözleriyle anlatır:

İlkokuldayken, bizim sınıfta hep şımarık zengin çocukları vardı. Müstahdemin oğlu da bizim sınıftaydı. Onu hep iter kakardık. Çok ezik ve sessizdi. Bir gün işi iyice azıtıp onu köşeye sıkıştırdık ve mataralarımızdaki suyu kafasından döktük. Soğuktu. Üşümüştü ve titriyordu. Birden gözlerim onun kapkara, kocaman ve acı çeken gözleriyle karşılaştı. Afalladım ve kalakaldım. Eğer şairler birdenbire şair oluveriyorlarsa ve ben de eğer bir şairsem, işte o gün şair olmuşumdur kesin. Belki o kara ve kocaman acıdan özür dilemek için yazıp duruyorumdur.”

Küçük, küçücük bir kızken, 13 yaşında annesini kaybeden Didem Madak, annesine olan sevgisi ve büyük özlemini de şiirlerinde iç sızlatan bir biçimde, kendine özgü diliyle okuyucuya aktarmıştır. Aynı zamanda acısını da…

“…
Annem çok sevinmelerin kadınıydı.
Bazen sevinince annem gibi,
Rengarenk reçeller dizerim kalbimin raflarına.”
(Ah’lar Ağacı şiirinden.)

“Bir gölgeyi sevmek ne demektir bilmezsiniz siz bayım.
Öldüğü gece terliklerindeki izleri okşadım.
Çok şey öğrendim geçen üç yıl boyunca
Acının ortasında acısız olmayı,
Kalbim ucu kararmış bir tahta kaşık gibiydi bayım.”
(Siz Aşktan N’anlarsınız Bayım? Şiirinden.)

18 yaşındayken babasına bir mektup bırakır ve evden kaçar. Bir daha da eve dönmez. Babasına olan kırgınlıklarını yine şiirlerinde görmek mümkündür.

Fırfır!..  Yola Çıkmadan Önce Yapmanız Gereken 10 Şey

“Evden kaçabilirsin çocuk,
ama kaderden asla!
Babam
Çıkarılmış bir adam bütün fotoğraflardan
Kader neydi sanki o zaman,
Masada açık unutulmuş
Turuncu kulaklı bir makastan başka.”
(Kedilerin Alışkanlıkları şiirinden.)

Bir bodrum katında yaşamaya başlar. İnsan hayatındaki en özlü şeyin delirmek olduğunu da orada farkeder. Bir çok iş yapar ve hepsinden istifa eder.

didemmadakkitaplarBir ropörtajında şunları söyler:

Sonra içime hatta dışıma kapandım. Küsmek gibi bir şey bir çeşit gölge fesleğeni. Bir çeşit olmayan hayat. Zaten hiçbir şeyi kararında bırakamamak ve ortasını bulamamak gibi bir sorunum var benim.”

“Hani Yılmaz Güney’in “Umutsuzlar” diye bir filmi vardır. Hani Filiz Akın balerindir. Fırat ya aşkı ya silahı seçmek zorundadır. Aşkı seçer ama vurulur. İşte ben şiirlerimde Fırat’ın vurulduğu sahneyi yazıyorum.”

Didem Madak’ı sözle anlatmaya kalksam, başaramam. Gözlerim dolar, boğazım düğümlenir, konuşamam, anlatamam.

Bu sebeptendir yazıyorum. Aynı hisler şimdi de mevcut, fakat kim görüyor değil mi ?

Sık sık aklıma gelen dizelerini de paylaşmak isterim.

“Bazı vakitler tren geçiyor evin yakınından
Yaşlanıyorum pencereden her bakışımda
Anna Karenina’yı taklit ediyor zaman,
Atıyor kendini raylara.
Neden her aşk
Bir kadının cenazesini kaldırır mutlaka.”
(Müsveddeler şiirinden.)

“Bazı yaralar yararlıdır buna inan
Bazı yaraların ortasından küçücük bir el
Sanki geçmişine çiçek uzatır,
Bazı yaralardan sızan kanla,
Tüm geleceğin yıkanır.”
(Karınca Kumu şiirinden.)

8 Nisan 1970 doğumlu olan Didem Madak,

41 yaşında iken geride onu seven bir eş ve kendi gibi annesiz büyüyecek bir kız çocuğu bırakıp aramızdan ayrıldı.

Eşiyle, hamileyken yaptığı anlaşmaya uymadı. Kızına Didem değil, o daha 13 yaşında iken kaybettiği annesi Füsun’un adını verdi.

Annesini ne zaman özlese şiir yazdı. Annesinden kalan tek mirası bu sihirdi.

Öldükten sonra yayınlanan “128 Dikişli Şiir”indeki duygu ise kalbe bir ok gibi saplanıyor.

… Ve kalmak istemek ahbap…
Füsun’un yeşil ela gözleri var
Ve pembe plastik fincanı ile kahve getirişi var
Ve bana anne deyişi var
Benim pembe fincandan pembe kahve içişim var
Bu kahveleri seviyorum ahbap
İçimi pembe bulutlar kaplıyor
Şekerli ve tatlı bir biçimde havalanıyorum.

Sonra ağrılar, sonra hastaneler ve sonra doktorlar…
Şeker donup yapışıp kalıyor bir kağıda.”

Anlamıyorsanız, anlayamıyorsanız bırakın, sadece bekleyin. Yanlış ata oynamayı bekleyin. Sonra geri dönersiniz.

Açarsınız Grapon Kağıtları’nı, Ah’lar Ağacı’nı ya da Pulbiber Mahallesi’ni…

Bir dosta içinizi döker gibi okursunuz. Size sizi, size kendini, size bizi anlatır.

Yatarken başucumda, dışarı çıktığımda çantamda, her an elimi uzattığımda tutabileceğim kadar yakınımda, telefonla dostumu arar gibi, dertleşir gibi, o olmazsa olmaz gibi, bıraksam ihanet gibi…

Geç oldu, yetişemedim.

Ama yine de iyi ki tanıştık Didem Madak.

İyi ki doğmuşsun Didem Madak.

Sayende “aşure getiren çocuklara teşekkür eder gibi” yaşıyorum.

İyi ki geçtin bu dünyadan…

10 Beğeni

Sosyal medya sakini.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.