Soğuk Limonata [Kıssahan]

Soğuk limonata tadında bir hava vardı o gün.

Handa tek eksik masalar ve sandalyeler kalmıştı. Onlar da hazır aslında ama benim boyamamı bekliyorlardı. Birçok masa ve sandalye beni bekliyordu.

Kasabanın çocuklarını topladım, boya kovalarını da yanlarına bıraktım. Ellerine de birer fırça. Tek renk seçme hakkı tanıdığım çocukları masalarla baş başa bıraktım.

İnanır mısınız? Benden iyi boyadılar bütün masaları. Koyu kırmızısı, mavisi, sarısı, yeşili, turuncusu, moru ile…

Ben inanırım

Beceriksiz olduğum konular olduğu doğrudur ama yine de çocuklara bu işi yaptırmamın sebebi tam olarak bu değildi. Bir çocuk merakını, heyacanını, çabasını burada her gün görmek istiyordum. Çocuk dediğin büyürdü, ama duygular baki kalırdı.

Sen hiç çocuk kalabildin mi? Kalamadın koca kazık! Ama hala izlerini taşıyorsun herkes gibi.

Belki de “çocuk”luğa yüklediğimiz birçok şey aslında “insan”a özgü.

Aslında mevzu çocuk olmak çocuk kalmak değil, aksine insan olmak.

Soğuk birer limonata verdim, verdiğim işin üzerinden büyük bir ustalıkla gelen çocuklara. Her zaman beklerim diyerek uğurladım hepsini. Her zaman beklerim. Ben hep beklerim. Sabit bir yerde olmanın en ağır yanı da bu işte. Hep bekleyen oluyorsun. Birileri gelir, birileri gider.. Sen hep beklersin.

Gel zaman git zaman; kimler geldi, kimler geçti. Hepsi bir şeyler bıraktı bana. Bir anısını, bir olayını, derdini, merakını, heyecanını.. Hepsi bir şeyler aldı benden. Bir rengimi, bir fotoğrafımı, bir çayımı, bir limonatamı..

Her güne yoğun merhabalar ile başlıyorum. Kasabanın en uğrak, en bilinen yeri burası neticede. Han Kafe denince akla ilk benle ettikleri sohbetler gelir insanların.

Kimi akşamlar toplanırız, kalabalık oluruz. 9-10 kişi. Mekan tıklım tıklım. Adım atacak yer yok ama. -Alan biraz dar çünkü- Herkes sus pus, ben çıkarım sahneye ve başlarım anlatmaya..

“Anahtarı yuvasına sokup iki defa çevirdiğinde, bunu yapan her insan gibi karşılığını aldı. Kapı açıldı. Kapıyı açtı. Kapanan her kapı zamanı geldiğinde doğru anahtar ile açılabilir. Kapı bu sonuçta. Ne kadar kilitli olursa olsun, o bir kapı. Bir kapıyı kilitlemek içinde anahtarı gerek zaten. Anahtar yok ise kapı kilitlenmez, kilitlenmeyen kapı açılamaz.”

– Bir çay alabilir miyim?
+ Alamazsın efendi! Tamam tamam kalk al hadi. Bana da bir bardak doldur. Şeker atma.

“Evine girdiğinde yaptığı ilk iş lambaya uzanmak oldu. Yıllar sonra o eve geri döndü ve ilk işi lambayı yakmak oldu. Yıllardır yanmayan lamba patlamamış, yıllardır dokunulmayan lamba düğmesinin de yeri unutulmamıştı. Ne gurur ama!”

– İyi akşamlar, İlham beyler. İyi akşamlar.

“Gözü ilk kaset çalarına ilişti, hani şu vestiyerin üzerinde duran. Üzerini yarım yamalak örten beyaz örtüyü aldı. Üfledi. Kurtardı kasetçaları toz bulutundan. Fişini prize taktı. Oynatma tuşuna bastı, ses olsun istiyordu biraz. Kasetçalarıda onu yüz üstü bırakmadı. Çalmaya başladı..

Deniz üstü köpürür
Hey canım, rinnay nay rinna rinna nay..

Evin içinde yürümeye devam etti. Eski günler canlandı gözünde. Gözü bir tarafı kırık cama takıldı birden. O camın önünde otururken, kasabanın çocukları top oynuyordu sokakta. Sesleri geliyordu. Camda parmaklık yoktu. Neden olsundu ki? “Kasabanın kazması” dalında oscar ödülü sahibi Eyüp topa yine harika vurmuş ve onun oturduğu camı tam can evinden yakalamıştı. Cam paramparça. Camın önünde oturan Olgun’un ödü paramparça. Allahtan kafası sağlamdı. Taş kafalıydı. Sonuçta o da bizim kasabanın bir çocuğuydu.

Fırfır!..  Rüzgar Kesiği

Bir anlık dalgınlığı üzerinde atıp çocukların topunu alıp, yerden eline gelen büyük bir cam parçası ile topu kesip biçtiğini hatırladı Olgun, sinirle. Çocuklara keserim topunuzu tehditi bile savurmadan gerçekleştirdiği bu eylem onu kasaba çocuklarının gözünde ağababa sınıfına sokmuştu. Çocuk meclisinin verdiği karar ile 12 yıl bu kasabadan sürgün edilen ağababa Olgun terk etmek zorunda kalmıştı bu güzelim diyarı. Deniz aşırı diyarlara gitmişti. Kimselere bir şey demeden, vedalaşmadan gitmişti.

Kayığa da binsem götürür
Hey canım, hey..

Kasabayı neden terk ettiği bilinmiyordu Olgun’un. Yani en azından büyükler bilmiyordu. Bir evin camını kırık bırakıp gitmişti Olgun.

Oturdu kırık camın önüne uzattı ayaklarını. Ellerini kafasının arkasında birleştirip, gözlerini tavana dikti. Acaba beklemiş midir beni dedi içinden. Acaba?

Yine aynı belirsiz sebeplerle 12 yıl sonra geri dönen Olgun’un bir sevdiği vardı buralarda. Her adımında yeri titreten, görenlerin rüzgarında kaybolduğu ağababa Olgun’un ağababa sevdiği.

Benim de bu dünyaya gelişim
Bir güzelin hatırı hey canım hey.
Bir güzelin hatırı..

Bunca yıl beklemişti, daha fazla beklemenin manası yok diye düşündü. Güneş tepede batmak üzereydi ve batarken de gökyüzünü ateşe veriyordu. Gökyüzü kızıllar içerisinde yanıyordu.

Yılların verdiği hışımla kapıdan çıktı. Onu gören çocuklar kaçışmaya başladılar, yollarını değiştirdiler. Yıllar önce onu meclislerinde ağababa ilan edip Soğukgöl’den uzaklaştıran çocuklar büyümüştü elbet, lakin böyle şeyler çocuktan çocuğa geçerek devam eder. Asla unutulmaz. Bir çocuğun topunu kesmek, ne olursa olsun unutulmaz bir suçtur.

Arabaya taş koydum
Hey canım rinnay nay rinna rinna nay
Ben bu yola baş koydum.

Anlam veremedi Olgun, ama takılmadı da. Devam etti yürümeye. Yıllardır tozlanmasına göz yumduğu yolların tozunu alarak devam etti. Taa ki 19 numarayı görünceye dek. 19 numaralı kapının karşısında durdu. 19 numaralı ahşap kapının. Basamakları çıktı tek tek.. 1.. 2.. 3.. ve son basamak. Çok yakındı artık. Derin bir nefes aldı. Kapının tokmağına dokundu bir kaç defa..”

Yarim de gelecek diye
Hey canım, rinnay nay rinna rinna nay..
Sol yanımı boş koydum.. “

– Eee.. Ne oldu peki? Kapı açıldı mı?
+ Çayımız bitti çocuklar..
– Aaaaaaa…

Biz de işler böyle yürürdü işte. Çayımız olduğu sürece muhabbet vardı. Anlatılacaklar vardı, anlatacaklar vardı. Çay bitti mi gün de biterdi. Ne kadar yarım kalsa da anlatılacaklar, ne kadar soru da kalsa havada çay bitti mi biterdi.

Olgun neden gitti? Neden geri döndü? O kapı açıldı mı?

Sorular önemlidir evet. Ama doğru soruluyorsa. Doğru soruyu doğru yerde sorarsanız eğer cevabını da mutlaka bir şekilde bir yerde bulursunuz. Ya da o sizi bulur.

Olgun gitti evet, ama geri de döndü. Size en başından söylemiştim;

Kapanan her kapı zamanı geldiğinde doğru anahtar ile açılabilir..

** Bugünlük çay bu kadar. Kapatıyoruz. **


Okumayanlar için;

Önsöz 
Hoşgeldiniz

 

2 Beğeni

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.