Olduğu Kadar Güzeldik – Mahir Ünsal Eriş [Kitap]

Kanatlarımız olsa be Metin…

Gürültülü ortamlarda kitap okuyamıyor musunuz? İlla ki sessiz mi olmalı her yer ?
Unutun hepsini.

Mahir Ünsal Eriş’in öyle bir kalemi, öyle bir dili, öyle bir anlatımı var ki; kendinizi hikayenin içinde kaybedebiliyorsunuz. Anlatıcıyla, hikayenin kahramanıyla kol kola yürür gibi, hikayenin kahramanı sizmişsiniz gibi.

Okuduklarınız sanki kulaklarınız da yankılanıyor da hiç bir dış ses sizi etkilemiyor gibi.

Sadece “Olduğu Kadar Güzeldik” kitabında değil, tüm hikayelerinde aynı tadı bulacağınız, bunu yakalayabileceğiniz nadir yeni dönem yazarlarından Mahir Ünsal Eriş.

Naif, saf, yalın, akıcı bir dille yazılan tüm hikayeler yer alıyor kitapta. Herkesin kendinden birer parça bulacağı anlatımlarını Mahir Ünsal Eriş şu sözleriyle daha okunası, daha sevilesi hale getiriyor:

Annemle babam bana ‘aferin oğlum’ desinler diye…

Bu arada kitabın isim annesi de Yıldız Tilbe; olduğu kadar güzel, yüreği gibi güzel.

Sen o zaman parasız yatılıdaydın.” ile başlayan ilk hikaye yaşandığı an anlatılamamış acıları, kötü zamanları yıllar geçtikten sonra anlatabilen kız kardeşin hikayesi. Kardeşler arası kıyaslamaların da hafiften üzerinden geçen, yürekte inceden sızı bırakan türden.

İkinci hikayede ise karşımıza çıkan derin bir aşk acısı oluyor.

Benim adım Feridun” ile bir an üzülüp, peşinden tebessümle karşılık veriyorsunuz okuduklarınıza. Ayrılığın 18. gününde dışarı çıkmaya karar veren ‘Feridun’un hikayesinde.

Kimseyi istemiyorsun yanında, ama durup durup yalnızlıktan şikayet edesin geliyor. Bir şeyden şikayet edebilmek için bile insan lazım, öyle hileli bir şey bu.

İşe çıkılacak gün” hikayesinde ise çaresizlik sonucu atılan adımlar anlatılıyor. O adımlar da hep yanlış adımlar olur ya, bu da ta kendisinden. Umudun insanı nasıl aptallaştırdığı, belki de nasıl kör ettiği işleniyor, inceden bir mesajla.

oldugu

Mavi Haydar’ın hikayesi ise diğerlerinden çok farklı, eski dosta bir gönül borcu tadında. Anlatılmasa olmaz. “Kanatlarımız olsa be Metin

Ağladı sonra bir vakit. Neye ağladı bilemedim hiç… İçli içli, anası ölmüş gibi, sevdiği bırakmış, hor görmüş gibi yanık yanık ağladı. Sanki yavaş yavaş aklını yitiriyor oluşunu o anda, birden fark etmiş de, geri dönülecek çizgiyi çoktan geçmiş olduğuna ağlıyormuş gibi.

Malibu” , karı-koca kavgasında orta yolu bulmaya giden Şener, nereden bilecekti o yola giderken eski bir tanıdıkla, kötü çocukluk anılarının başrolüyle karşılaşacağını. Çocukların ahı tutar derler. Ama sen yine de hakkını helal et çocuk.

Fırfır!..  Kayahan ile Büyüyen Kızın Kayahan'a Vedası

Annesinin kara Nedim’inin “dayımın Avrupa’ya kaçırılışı” da Türk filmi tadında. Avrupa’yı Edirne’yi Keşan’ı gezmek isteyenler olursa buyursunlar.

Hayatımızın “içine edenlere” ithaf olunur : “Yebem te u mozak!” 🙂

Gelenin gideni arattığını açık ve net biçimde gösteren hikaye “Zehir miktarda” , insanın olmadığını, olamayacağını sandığı birine dönüşümünü, onu bile eline yüzünde bulaştırdığını acı bir sonla gözler önüne seren bir hikaye. Sızlatır.

Hani, vicdan neresidir diye sorsalar, açıp acıyan yerimi gösterebileceğim kadar kudretli duydum acısını…

Bir hayal kırıklığı hikayesi, hep yenilmişliğin, kaybetmişliğin hikayesi ise “Stoper” , hissi öyle güzel yansıtıyor ki okuyucuya, hikayenin içine girip teselli etme isteği doğuyor insanda.

Hayat, kendini öyle bir gelip senin karşına koyuyor ki, hayallerini, umutlarını, çocukluğundan, gençliğinden beri kurduklarını yutturuveriyor sana.

Babaların çocuklaştığını görmenin nasıl sıcak ve üzgün bir havası var. Babayla oğul bir kum saatinin iki haznesi gibiler çünkü; bir vakit gelince, zaman, mukadderat, Tanrı ya da her neyse bir şey, kum saatini ters çeviriyor. Tam tersine akmaya başlıyor sonra her şey. Babanın çocuklaştığını gördükçe oğlun içine dolan o sıcak üzüntü de sarı, ılık kumun aşağı akışı belki.

1 Beğeni

Sosyal medya sakini.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Site Footer

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.