Modern Kaşif’in Maceraları [Kahvaltı]

Bugün kahvaltı yaptın mı? Ya da dün? En son ne zaman adam akıllı oturup muhteşem bir kahvaltı yaptın?

Geçenlerde rastladım bir Cemal Süreya sözüne;

Kahvaltının mutlulukla bir ilgisi olmalı.

Sence de öyle mi? Acaba Sayın Cemal Bey bunu neye dayanarak söyledi? (Kuşku)

Ufak bir araştırma yapalım hadi senle! Acaba Sayın Cemal Bey ne kadar doğru söylüyor? Şimdi önümüzde bunu öğrenmek için iki ayrı deney seçeneğimiz var. İlki kendimiz deneyeceğiz, ikincisi sokağa çıkıp insanlara soracağız ve bazı veriler elde edeceğiz. Devamında ise bu verileri analiz edip bir sonuca ulaşacağız.

Deneyin şartları değişkenlik gösterebilir ama kendi üzerimizde deneyeceğimiz bölüm için 10 gün süre yeterlidir diye düşünüyorum. Yetmez ise sürede değişiklik yapabiliriz. Bugünden itibaren ben 10 gün boyunca her sabah kahvaltı yapacağım, sen ise her sabah kahvaltıyı pas geçip öğlen yemeğini bekleyeceksin. (Deney 1)

Ne oldu?  Kahvaltısız kalanın sen olacağını öğrendiğin zaman yüzün düştü. (Veri 1)

10 günün sonunda elde ettiğimiz veriler şu şekilde;

Her sabah uyandığımda kahvaltı yapan ben günlük işlerime olağan şekilde devam ettim. Bazen yorgun uyandım, bazen mutsuz, bazen isteksiz ve bazen de mutlu. Kahvaltıdan sonra bu ruh durumlarımda çok büyük değişiklikler göremedim. Aksine uyandığım zaman sahip olduğum ruh durumu kahvaltıma yansıdı; mutluyken daha çok şey yemek istedim kahvaltıda, mutsuzken kahvaltı bile yapmak istemediğim oldu. Merak etmeyin 10 gün boyunca düzenli olarak aynı saatte, aynı şeyleri yedim.  (Veri 2)

10 gün boyunca aç kalan denek ise; ilk iki gün günlük rutininde çok büyük değişiklikler hissetmedi. Üçüncü gün ile birlikte artık sabah uyandığı zaman kahvaltı yapmacağını biliyordu ve öğlen yemeğine kadar direnmeye başlamıştı. Günlük rutinine olağan şekilde devam etti. Altıncı günden sonra denek normal rutin olarak devam eden işinde daha isteksiz çalışmaya başladı. Dikkatini tam olarak işe verememeye ve kendini sürekli olarak öğlen yemeğinin menüsünü düşünürken buldu. (Veri 3)

İlk deneyimizin verileri bu şekilde.

İkinci deneyimiz için bir sekreter dosya, bir beyaz kağıt ve bir de kalem alarak, beyaz önlüklerimizi giydik ve sokağa çıktık. Deneye göre yoldan geçen 10u mutlu ve 10u mutsuz olmak üzere toplamda 20 insana “bugün kahvaltı yaptınız mı” diye soracağız. (Deney 2)

İkinci deneyimizin sonunda, laboratuvarımıza geri döndüğümüzde elimizde ki sonuçlar şu şekilde;

10 mutlu insandan 4ü yüzümüze gülerek yollarına devam etti, 3 tanesinin gülen yüzleri asıldı yerine anlamsız bir bakış hakim oldu, 1 tanesi “evet” ve 2 tane de “sizene” cevabı aldık. (Veri 3)

10 mutsuz insandan aldığımız bazı cevapları her ne kadar bilimsel bir araştırma yapıyor olsak da, teamüllerimiz gereği paylaşamıyoruz. (Sabır) Geri kalanlardan 2 kişi omuz atarak yoluna devam ederken, 1 kişi “hayır” dedi ve 1 kişi de “evet” dedi. (Veri 4)

Fırfır!..  1 Nisan'ın Anlam ve Önemi

Topladığımız verileri bir araya getirdiğimiz zaman benim bu deneye dair yorumum şu yönde;

İnsan bedeni gün içinde yorulur ve akşam uyuyarak dinlenir. Eğer vücut yeteri kadar dinlenmiş ise güne zinde başlanır. İnsan güne dinç ve hem bedenen hem zihinen hazır olarak uyandığında kahvaltıya zaten şevkle ve mutlulukla oturacak, kalktığı zamanda yine mutlu bir şekilde günlük yaşamına devam edecektir. İnsan güne yorgun ve hazır olmayarak başlar ise kahvaltı kendisine bir işkence gibi bile gelebilir. Bu noktada kahvaltı, insanın güne başladığı duygusal durum üzerinde çok büyük bir hakimiyete sahip değil. Aksine insanın duygusal durumu kahvaltı üzerinde söz sahibidir.

Yalnız bir adam düşünelim. Yalnız ve mutsuz. Uyandığında yine yalnız olacağını bildiği ve karamsar bir ruh haline sahip olduğu için kahvaltıya yanaşmayacaktır bile. Ancak aynı adama ertesi gün sevdiği bir arkadaşının kahvaltıya geleceğini söylerseniz, serpme kahvaltının tarihini yeniden yazabilir sizin için.

Bunlar uyandığınız zaman sahip olduğunuz ruh durumunun kahvaltı üzerine etkisiydi. Asıl merak ettiğimiz konunun yorumu da şu şekilde;

Gün içinde vücudumuzdan daha çok zihnimiz yorulur. Siz oturuyor olsanız bile o sürekli çalışır. Hatta siz uyurken bile belirli bir ölçüde çalışır. Uyandığınızda vücudunuz dinlenmiş, zihniniz kendine gelmiş yeni bir güne başlamaya hazır bir halde olursunuz. Bilinciniz kapalı bir halde uyurken bile vücudunuzda bir enerji akışı olur ve bu enerji aldığınız besinlerden sağlanır. Uyandıktan sonra kahvaltıyı es geçtiğiniz zaman, vücudunuz bir süre sonra gerekli enerjiyi bulmakta zorlanacak ve beyninize bir sinyal göndererek durumu bildirecektir. Beyniniz de enerjinin ana kaynağı midenize durumu soracak ve “mide guruldaması” dediğimiz yiyecek bir şey yok, açım yanıtını alacaktır. Bu saatten sonra zihin bütün dikkatini yemek konusuna odaklayıp sizi yemek yemeniz konusunda rahatsız edecektir. Taa ki siz bir şeyler yiyene kadar. Anlayacağınız açken -açlığın oranına bağlı olarak bu durum değişecektir- sağlıklı düşünemezsiniz. Sağlıklı düşünemezseniz, mutlu olamazsınız. Mutsuzluk bir yerde manevi doyumsuzluktur. Önce vücudunuza ve zihninize gerekli olan enerjiyi vermelisiniz ki manevi doyumsuzluk ile savaşacak ve direnecek gücü kendinde bulsun.

Sonuç olarak Cemal Süreya’nın şairane tespitini onaylıyor ve kendisinden kuşku duyduğum için özür diliyorum. Huyum kurusun, kuşku demişken aklıma bir şey takıldı…

Sahi Newton’un kafasına elmasını düşüren o ağaca ne oldu dersiniz?

1 Beğeni

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.