Koku’nun Kimyası

Koku havada çözülmüş haldeki koku verici moleküllerin verdiği histir. Bu moleküller, koku alma duyusuyla hissedilen, genelde çok küçük oranlarda havada çözülmüş olarak bulunan kimyasal maddelerden her biridir.

Kokunun etkisi iki basamaklı bir süreçte ele alınabilir.

Birincisi fizyolojik faz… Koku alma hücreleri burun boşluğunun üst tarafında, sarı bölgede bulunur. Kokulu cisimlerden buharlaşarak ayrılan ve havaya karışan tanecikler buruna gelir, mukus içinde çözünerek sinirleri uyarır. Bu sinirler, uyartıyı beyindeki koku alma merkezine iletirler. Koku, farkında olmasak bile belki de en savunmasız algımızdır.Diğer bütün duyu sistemleri talamusa bir sinyal göndermek ve algının gerçekleştiği yüksek seviyeler de dahil olmak üzere beynin geri kalanına bağlanmak için izin istemek zorundadır. Ancak koku ile ilgili bilgileri taşıyan sinirler asla izin almazlar. Koku sinyalleri talamusa uğramaz ve doğrudan beyindeki nihayi varış noktalarından biri olan  amigdala’ya ulaşır.

kokununkimyasiİstediğimiz hoşumuza giden kokuları algılayıp istemediklerimizi algılamamak aslında güzel olurdu. Sanırım… Ama zaten anlaşılan böyle bir durum söz konusu değil. Neyse;

Ardından psikolojik faz başlar. Amigdala sadece duyusal deneyimlerin oluşumuna değil, aynı zamanda duyusal deneyimlere ait hatıraları da yönetir. Koku, amigdalayı doğrudan uyardığı için duyuları da doğrudan uyarır. Ardından koku sinyalleri beynimizde karar vermemizde rol oynayan orbitofrontal kortekse yol alır. Bu esnada koku; “sana hatırlamaya değer bir duygu veriyorum, bu duyguyla ne yapacaksın?” der. Yani algıladığımız kokular o an yaşadığımız olay yüzünden hissettiğimiz hislerle bir ilişki kurar. Buna “Proust Etkisi” denir. Buna bir örnek verecek olursak…

Bir kadın düşünün: Keyifli bir günde, arabayla papatya tarlalarının yanından geçmekte; mutlu ve huzurlu bir ruh hali içinde…
Aniden telefonuna erkek arkadaşının onu aldattığına dair bir mesaj geliyor ve bir anda dünyası değişiyor. Bu sırada etrafındaki baskın papatya kokusu, o kadının zihnine kolayca kodlanabilir.
Bir gün o kadının karşısına bir demet papatyayla çıkarsanız, o papatya demetinin kafanızda paralanması hiç de uzak bir ihtimal olmayacaktır!”

Kokuların dünyası aslında çok gizemli bir dünyadır. Henüz bu alanda keşfedilmeyi bekleyen daha bir çok şey var. Koku duyumuz, uyumayan tek duyumuzdur. Nefes aldığımız her an, kokularla beynimize kodlanır. O yüzden herkesin koku sevgisi de farklılık gösterir. Kimileri gül kokusunu severken, kimileri nefret eder…

Bu dünyayı keşfetmek için çok farklı alanlarda ilginç çalışmalar yapılmış ve yapılmaya da devam ediyor.

1991′ de Dr. Alain Hirsch, Las Vegas Hilton kumarhanesinin farklı 2 salonuna, daha önceden yapılan çalışmalarda “hoş” olarak nitelendirilen 2 farklı koku sıktı. Kokular kolayca algılanabilecek kadar keskindi ama ortamda ki tüm kokuları bastıracak kadar da güçlü değildi. Üçüncü bir salona ise hiç koku sıkmadı. Koku püskürtme işlemi 48 saat boyunca sürdü. Sonuçlar çok ilginç..

Kokulu salonlardan birinde harcanan para miktarı %45 artış göstermişti. Diğer iki salonda ise bir değişiklik olmamıştı. Ancak Dr. Hirsch, neden diğer kokunun değil de sadece ilk kokunun böyle bir etkiye sebep olduğunu anlamadı. O her iki kokunun da belli bir oranda etkili olmasını bekliyordu..

Bu araştırmanın bir sonucu olarak kokunun ticari satışları artıracağı yönünde çalışmalar başladı. Örneğin Samsung, mağazalarına kendine özgü bir ballı kavun kokusu sıktı. Westin hotelleri, lobilerine beyaz çay kokusu sıktı. Eğer bir mağazaya gider ve burnunuza hoş kokular gelirse bilin ki patron cebinizdeki paraya göz dikmiştir.

Fırfır!..  Ütüsüz ve Buruşuk Ruhun Şairi

Bir başka çalışmada telkin gücünün kokular üzerinde bir etki yaratıp yaratamayacağı idi. Wyoming Üniversitesinde kimya profesörü olan Edwin Slosson bir grup öğrencisinin önünde bir yün yumağının üzerine bir şişe saf suyu boşalttı. Öğrencilerine bu döktüğü sıvının keskin kokulu bir kimyasal madde olduğunu söyledi ve kokuyu algıladıklarında el kaldırmalarını istedi. 15 saniye içinde ön sıradakilerin çoğu ellerini kaldırmıştı 45 saniye sonra sınıftakilerin dörtte üçünün elleri havadaydı.

Oxford Üniversitesi’ndeki araştırmacılar deneklerden iki kokuyu koklamalarını istedi, birinin üzerinde “çedar peyniri” diğerinde ise “bebek kokusu” etiketleri vardı. Denekler vücut kokusunu peynirden çok daha güzel buldular. Oysa her iki koku da birbirinin aynısıydı. Yalnızca etiketleri farklıydı..

Başka bir araştırmada ise Prof. Gün. R. Semin korkunun bir kokusu olduğunu ve bulaşıcığı olduğundan bahsediyor. 10 erkeği bir araya toplayıp, korku için “The Shining” filmini, tiksinmeleri için “Jackass” programını izletiyor. Her iki durum da da davranışlarını ve terlerini alarak inceliyor. Terin, biyokimyasının diğer insanlara bilgi taşıdığını, o kokuyu alan kişide de aynı etkiyi yarattığını gözlemliyor. Sosyal bir ortamda biri korkup terleyince, o terin kokusunu alan diğer herkes, derecesi farklı olsa da korkmaya başlıyor.

Bir başka araştırma da zaman algısı ile kokuyu bağdaştırmak üzerine. Amaç banyo da kaldığınız 10 dakikayı size 20 dakika gibi algılatıp, sudan tasarruf etmek. Zaman duygunuzla oynamak. Önce kokusuz ve sonrasında nane ve biberiye kokuları ile denemeler yapılıyor. Fark ediliyor ki biberiye kokusu insanda zamanın daha çabuk geçtiği duygusu uyandırıyor.

“Perfume” adlı bir kitapta ise, sonrasında filmi de çekilmişti; burnu çok iyi koku alan birinin, özel insanların ter bezlerinden aldığı kokularla yaptığı bir parfümün bir damlasıyla insanların çıldırmasından tuhaf davranışlarda bulunmasından bahsediliyor. Kim bilir belki bu da mümkündür.

Sonuç olarak bu kokuların gizemli dünyasında ilginç olan bir çok şey kadar keşfedeceğimiz de çok şey var. Yapılan her yeni keşif biz farkında olmasak bile gündelik hayatta bir şekilde karşımıza kesinlikle çıkacaktır.

Kaynaklar :
1) Kafası Güzel Filler ve En Acayip Deneyler
2) http://www.benoyum.com/2011/08/01/proust-etkisi/
3) http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/haber.aspx?id=20092343&yazarid=325
4) http://tr.wikipedia.org/wiki/Koku
5) http://kimyaca.com/kokunun-kimyasi/
1 Beğeni

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.