Bazen Yazarım Bazen Okur

Bazen oturur yazarım. Ne olduğunu bilmeden, düşünmeden, kurgulamadan.. Bir bakmışsın yazıyorum, bir bakmışsın bitirmiş ve kendime dönmüşüm. Arası yok. Amansızca içilmiş bir içki gecesi gibi. Yazdıktan sonra geri dönüp okumak

Pişmanlık Albayım Uyutmuyor

Pişmanlık albayım büyüyünce geçiyor mu? Yoksa büyüdükçe seninle birlikte büyüyor mu? Pişmanım albayım, evet. Ayıp mı? Ayıp! Yakışır mı delikanlıya? Gururunu takın biraz. Geçmişte kaldı albayım. O’nun gözyaşlarında kaldı. Anladım.

Gün Işığı

Keyfini odada bırakıp çıktı, Işık. Aslında hiç yanından ayırmazdı onu. Henüz kurumamış olan yüzüne bir su da kendisi çarptı. Suyu suyla temizlemek bir çeşit ferahlama biçimiydi. Uyuyunca geçer diyorlardı. Evet

Yazarlar, Yazarlar…

Çoğu der, ama çoğu da Dostoyevski’yi baz alır; Gerçeği verin bana! Felsefeye girersek yandık ama düşünsel gerçekliği ele alabiliriz. İdeler üzerinden gidebilirim. Gereksiz, süslü püslü, arkasına gizlendiğin ünlüsü bol Farsça,

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.