Gök Mavisi Masa [Kıssahan]

Saat 12:14

– Elbette Madam Maria. Elbette kirayı bu ay istediğiniz gibi getirip elden teslim ederim.

Madam Maria. Han’ın bulunduğu dükkanın sahibi. Han benim ama dükkan O’nun.

77 yaşında. Saçları beyaz ve kısa. Boyu 1.57. Gözleri siyah. Tahmin edeceğiniz gibi bir Türk ve bir Müslüman da değil. Yıllar önce gönlünü kaptırdığı adam ile geldiği Soğukgölde yıllar sonra bir başına yaşamaya devam ediyor, yaşlanıyordu*

Çoğu filmde denk geldiğiniz o sevimli ihtiyar Madam’lar var ya hani.. Heh işte onlardan biri de bizim Madam. Dünya üzerinde benzeri kaç adet vardır bilmiyorum ama ben bile sanırım en az 3 ayrı filmde denk geldim. Hadi 4 olsun, bilemedin 5.

Madam Maria yaklaşık 3 senedir yalnız yaşıyor. Böyle insanların kaderidir bu yalnızlık, bilirsiniz. Filmlerden yani. Gizemli yaşamayı da severdi Madam Maria, ne kadar tanırsanız tanıyın, bir yanı hep sürprizlerle doluydu.

Bir torunu var. Üniversite de okuyor. Bu ay ziyaretine gelecekmiş. Normal şartlarda Madam Maria pek uğramazdı bana. Her ay kirayı düzenli olarak banka hesabına yönlendirirdim lakin bu ay elden almak istediğini söyledi. Kim bilir.

Saat 12:15

– Bir çayımı içmez miydiniz Madam Maria? Saatleri sizin için ileri alabilirim. Bu mekanda zamanı dilediğim gibi yönetebiliyorum ben. Çok basit isterseniz size de öğretirim. Beş çayını benimle burada içmeniz karşılığında.

+ Ah şakacı çocuk seni! Ben çayımı her akşam üzeri saat beşte balkonumda çiçeklerimle içerim, bilmez misin?

Çiçekler.. Önemliler.. Handa hiç yapma çiçek bulamazsınız mesela. Burada her şey gerçek. Bütün çiçekler canlı. Bütün çiçekler su içiyor burada. Bütün çiçekler büyüyor. Zaman onlar içinde geçiyor.

Zamanı dar bir insan olan Madam Maria’yı bunca zaman sonra görmüşken kolay bırakmak niyetinde değildim. Madam Maria ile sahile doğru yavaş adımlarla yürümeye başladık.

– Çiçek demişken Madam, size danışmak istediğim bir kaç şey var? Bildiğiniz gibi her masamda ayrı birer çiçek var. Ancak şu gök mavisi masama hangi çiçeği koymalıyım bir türlü karar veremiyorum.

+ Bence kum saati koymalısın o masaya. O masaya oturanlar kafalarındakilere yeteri kadar zaman ayırmalı. Fazlasını değil. Saat geldiğinde onları göndermesini bilmeliler. Masanın hakkını vermeleri gerekir.

Kum saati mi? Kum saati. Aslında olabilir. Neden olmasın ki? Kum saati.

Bir kafeye giriyorsunuz, bir masaya oturuyorsunuz. Diğerlerinin şansına mis kokulu çiçekler düşerken size kum saati düşüyor. Aklıma yatmıştı. Madam Maria’ya teşekkür edip büyük bir sevinçle yolumu ondan ayırıp çarşıya doğru yürümeye başladım. Koşmaya. Zıplamaya tamam. İçimde ki çocuk seksek oynuyor ya da ip atlıyor olmalıydı.

Size de olur mu hiç böyle ?

Her geçen gün Han Kafe biraz daha tarz sahibi bir kafe olmaya devam ediyordu. Her gelen, benden aldıklarının yanında bir şeyler katmaya devam ediyordu. Madam Maria gibi. Hep eksik, ne koysan dolmayacak ve artık ne alsan, yerine yenisi konamayacak bir yer olmuştu burası.

Bu mekanı, insanlar kendileri de bir şeyler kattığı için seviyordu. Beni de onlara bu izni verdiğim için. Sanırım.

Fırfır!..  Yağmura Yürüyorum

Saat 13:41

Çarşıdan aldığım ahşap kenarlıklı kum saati ile Han’ın gök mavisi masası harika bir uyum yakaladılar. Bu masada bundan böyle sadece bir kum saati ve iki sandalye vardı. Biri kendisi biri ise aklında ki için. Şeker yoktu bu masada mesela. Bu masada çaylar bile şekersiz içilecekti.

Kafasında geçirdiği zaman dünyada geçirdiği zamandan daha fazla olanlara göre bir yer değildi gök mavisi masa. Madam Maria’ya göre de değildi. O çiçek severdi ve bu yüzden geri kalan masalardan birine oturmalıydı.

Biten çayın yerine yenisini henüz demlemiştim ki biri geldi içeri. Etrafı dikkatlice süzdü. Önce kütüphane kısmına doğru yürüdü. Kitaplara baktı ve bir kitap seçti kitaplıktan. Seçtiği kitabın 77. sayfası eksikti, haberi yoktu. Okumak isterse o sayfayı kendi doldurmak zorunda kalacaktı. Kitap elinde yürümeye devam etti. Antika köşesine doğru yürüdü. Daktilo ile ilgilendi fazla fazla. Sanırım okur*yazar bir insandı kendisi. Seslenmedi. Seslenmedim. Etrafına bakınmaya devam etti ve neden sonra masalara takıldı gözü. Hepsini iyice süzdükten sonra gök mavisi masaya oturdu.

Taze çayı ince belli bardağa doldururken tecrübe konuştu;

 Elinde kitap olan bir insan çayını büyük bardakta tercih eder.

Siz bilmezsiniz, benim tecrübem de çok konuşur.

Çayı alıp gök mavisi masaya götürdüğümde kız kitabı çoktan okumaya başlamıştı bile.

– Bu masada çaylar şekersiz içilir, bilginiz olsun.

+ Bunu bana söyleyen, 77. sayfası eksik olan kitabı kütüphanesinde baş köşeye koyan sayın kafe sahibi mi?

– Kum saatini başlatmayı unutmayın.

+ Madam Maria’nın mı önerisiydi bu kum saati size?

İtiraf etmeliyim şaşırmıştım. Hani Madam Maria’yı tanımasına mı, yoksa kum saatinin onunla ilişkili olduğunu tahmin etmesine mi ya da kum saatini tutan elinde ki yara izine mi.. Bir de kitabın 77. sayfası var tabi.

Neye şaşıracağımı bile tam olarak kestiremeyecek kadar şaşırmıştım.

Yüz ifademden anlamış olacak ki kitabın arasından bir not kağıdı çıkardı ve bana doğru uzattı, şaşkınlığımı dindirmek için.

Kitabı bana zamanında Madam Maria hediye ederken bir sayfasının eksik olduğunu ve benim hayal gücüme güvendiğini söylemişti. Ben bu kitabı okuduğum sularda ki oldukça fazla zaman geçti üzerinden, herhangi bir not yoktu.

Sonra okuduğum zaman anladım, Madam Maria’nın küçük sürprizini. Bugün ziyaretime geldiğinde bırakmıştı bu küçük notu kitabın arasına…

“Bu kitabın 77. sayfası aslında eksik değil, evlat. Ufak bir baskı hatası sadece. Her ne kadar tamamlanmış bir hikaye olursa olsun, hep bir yerde bir yerlerine eklenecek ufak alıntılar vardır. Kum saatinde bir kum taneciği olan zat-ı şahanem için süre doldu, hikaye bitti. Artık 77. sayfanın sırrı sende saklı. Benim tamamlanmış hikayemin alıntılarını bundan böyle sen yapacaksın.

Sevgilerimle. Madam Maria.”

Saat 17:77

Kum saati doldu.

**Yaşlanmak* yaşanmış anlara dair daha fazla şey hatırlamak.**


Okumayanlar için;

Önsöz 
Hoşgeldiniz
Soğuk Limonata

 

1 Beğeni

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.