Ekim Sabahında Cinayet [Bölüm 3]

Sıkıntıyla tütünü poşetine, pipoyu da arka cebime tıktım. Bir sigara yaktım. Merdivenleri sayana kadar yarısını bitirebiliyordum. Kasvetli dama çıkan yosunlu, paçoz merdivenler Rüstem’in çay ocağından geçerdi. Çay ocağının yanında sobalı bir oda da bekçiler için mevcuttu. Rüstem haftada iki üç gün bekçilik de ederdi. Ellili yaşlarında olsa gerekti. Adana’da aşiretleri vardı, pek de zengindi anlatamam ama kimsenin bilmediği sebeplerden buralara düşmüştü işte.

Nihayet ayaklarım çay ocağının girişindeki paspasta durakladığında esmer, çelimsiz Rüstem’in veledi beni izliyordu. Gözlerimi kısıp sigaramdan son nefesi de heba etmedim. Az sonra altı ay başka şehirde görevlendirileceğimi öğreneceğim Rüya’nın parfüm kokusu sinmiş odada Rauf Bey’le Rüya Hanımlar yüksek layiha gerektiren epey mühim bir meseleyi tartışıyorlardı. Kinli bakışlarım huriyle buluşup duruyordu.

***

Sürüldüğüm bölge, Türkiye’nin egzotik bölgelerindendi. Halimden memnun da kalmıştım aslında. Avans aldığım günler yeni pavyonlara hükmediyor; hoş bayanlarla muhatap olma fırsatı buluyordum. Kenan’la haberleştiğim vakitler Kenan’ın muzdaripliği Rüya’ya asılan Rauf’a karşı artıyordu. Kenan’la Rüya’nın yeni iş aramaları mı dersiniz, aşk uğruna yapılan mide bulandırıcı kinli bakışlar, sert imalar, fakir ama gururlu, güzel ama paçoz mu dersiniz…

Ben sadece gülüp geçiyorum. Yüce Allah aşktan korusun. Ben gurbetimin dördüncü ayını doldururken Kenan işten atıldı. Kenan bu müessesenin ne kadar mühim olduğundan haberdar değil miydi? Rauf’un kim olduğundan haberi var mıymış? Rauf onu kovamazdı. O istifa etmişti ve saire ve saire…

Peki, biricik Rüya’sı? Beşinci ayımın ortalarına geldiğimde aileme bakmak adına bir haftalığına döndüm, iyi hatırlıyorum. Bazı gereksiz ayrıntıları hatırlamam, gereklileri müphem şekilde zihnimde evirip çevirmem gibi. Hayrına Kenan’ın stüdyo dairesine de gittim. Ama o ne hal?

Yağlı saçlar, dayak yiyerek kovulmuş adamın kaşında gözünde oluşan ezik, morluk izleri.. Acınası sokak köpeğine dönmüş aptal dostum kapıyı ağır ağır açtı. Rüya’nın parfümü… Ayakkabılarımı çıkarırken bir huri silueti banyonun kapısına giderek şiddetle kapıyı örttü. İstihfafla dudak büktüm. Sevmesin bakalım beni. Kenan ne tahammül edilecek ne de edebilecek adamdı. Hayatında böyle ağır kovulmamış. Yakışıklının ağırına gittiği barizdi. Salonda bir büyük koltuk vardı, bir de orta boy televizyon. Genişçe sehpada votka şişeleri, biralar, sigaralar… Alın size genç evi. Ben de kendi evime gittim.

Fırfır!..  Hoş Geldiniz [Kıssahan]

***

Zannımca saat yediye gelmekteydi. Kenan telefonda bağırarak gelmem gerektiğini söyledi. Şirkete gelmem gerektiğini…

Şirket kapalıydı tabii. Işıklar sönük, etraf sessizdi. Kendi ayak seslerimi dinleyip kendimi ürkütmekten garip bir haz alıyordum. Açıkçası dostlar, çok da merak etmiyordum. İçimde en ufak bir heyecan yahut Kenan’a acıma yoktu. Sadece gezmeyi, görmeyi seven biriyim.

Hadise şöyledir; Son mürekkep damlasını kâğıda beceriksizce yamamakta olan Rauf, Kenan’a hakaret etmiş de etmiş. Kenan gibi genç bir adamın gururuna dokunmamak lazım. Rauf’un çekmecesinde tozlanan tabanca boğuşmada Rauf’ta patlamış. Çok mu şaşırdınız?

Bir aşk hikâyesinde aptalca ölen bir yakışıklı daha değil mi? Kenan cesedi maddi manevi tek başına taşıyabilecek mahiyete yahut istidada malik bir mahlûk değil. Meraklı Cemil’i arar o sebepten… Yani beni. Kapıyı açtığımda çapkın merhumun naşı yüzüstü pis halıda uzanıyordu.

Bir şey diyemedim. Sigara yaktım. Maktulü arabaya taşırken ikimiz de ortaya çıkacağını biliyorduk. Kenan’ın en az on beş sene çorbacıya gidemeyeceğini biliyorduk. Rauf’un gür sesinin şirkette yankılanmayacağını, ceketinin eteklerini geriye savurup, ellerini cebine sokarken ileriye çıkan göbeğine aldırmaksızın Rüstem’i azarlayamayacağını biliyorduk.

Bilmediğimiz şey; Rüstem’le oğlunun bugün nöbete kaldıklarıydı. Rüstem depoya indiği vakit sesleri duyan meraklı velet, biz cesedi arabaya sürüklerken –ki Rauf’un bedenini taşımanın nasıl zor bir iş olduğunu anlatmak için epey betimleme yapmam gerekir- usulca tabancayı alır, babasının yanına gider. “Bam bam” diye haykırır. Küçük esmer parmakları tetiğe dokunur…

Rüya’yı on sekiz sene önce en son o gün gördüm. Firar eden edeneydi. Kenan mahpusunun yedinci senesi hakkı rahmetine kavuşmuştu. Ben de sigarayı bıraktım.

** Son **

 

1 Beğeni

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Site Footer

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.