Bazen Yazarım Bazen Okur

Bazen oturur yazarım. Ne olduğunu bilmeden, düşünmeden, kurgulamadan.. Bir bakmışsın yazıyorum, bir bakmışsın bitirmiş ve kendime dönmüşüm. Arası yok. Amansızca içilmiş bir içki gecesi gibi. Yazdıktan sonra geri dönüp okumak istemem. Okumam da zaten.  

Yazarken farkettim bir an kendimi, tuhaf bir el yazım var. Tuhaf derken tutarsız. Karakterler birbirine benzemiyor. Bir kelimede a harfi daktilo a’sı devam eden kelime de o’dan çakma a harfi. Y mesela kiminde düz çubuklu, kiminde çubuk kısmı sevdiği kadını dansa kaldırmış gibi. 

Sonra daldım..

Yazmak.. Terapi gibi. Hipnoz gibi. Bilincinizin müdahale edemediğiniz kısmında bulunan birinin sizi ele geçirmesi ve kendini ifade etmesi. Son noktayı koyunca kabuğuna çekilen kaplumbağa gibi. Ne zaman içini dökse bilincinizin altına saklanan kişi, o da rahatlar; siz de. Herkesin önce kendini sonra meramını anlattığı bir terapi gibi. 

Sonra uyandım.. 

Birisinin hakkında yorum yapmak istiyorsanız önce ondan “aklına gelen ilk cümleyi” yazmasını isteyin. Yazı karakterleri tutarsız ise bu; kalıplara sığamıyor demektir. Dünyada sıkışıp kaldım, yardım et demektir. İsyankardır biraz, özgürlükçüdür ve yenilikçidir. 

Sonra yine daldım.. 

***

Bazen oturur okurum. Ne olduğu önemli değil zira size kalkıp sevdiğim yazarların adını verecek değilim. Şimdi buraya hiç duymadığınız ya da oldukça popüler bir yazar adı ve kitabı yazarak sizin onunla ilgilenmenizi istemiyorum. Çünkü ben burada sizinle konuşuyorum. 

Okurken fark ettim, kelimelerin hayal gücü ile bir bağlantısı var. Kelimeler, en büyük güçlerin açamayacağı kapıyı açıyor. Hayal gücü bir insanın sahip olabileceği en süper güçtür de farkına varılmaz. Mantık her zaman ağır basan taraf olmuştur; Adem ile Havva, Habil ile Kabil’den beri. 

Gün olur kitapların yüzüne bakmam. Yanımda taşırım ama okumam. Gün olur içim içimi yer, oku hadi artık birşeyler diye. Okurken hayale dalayım, başka bir hayata misafir olayım diye. Misafirliği pek sevmem. Uzaktan izlemek tercihimdir çünkü müdahaleyi sevmem. Mutlak huzurcuyumdur, oldukça empatik. 

Okumayı ilk defa çocukluğumda keşfettim. Sokağa çıkardım, mahalle halkı beni almazdı arasına kadrolar hep tamdı. İstenmeyen tüydüm gözlerinde. Eve dönerdim yüzüm asık. Anlardı annem tutar götürürdü beni, önümde kızardı diğer çocuklara. Kadroya ben de dahil edilirdim bir kaç dakikalığına. Sonrasında ben çıkıp dönerdim bakmadan yüzlerine. Çocuktum, gururum vardı ama henüz sıcak çay içemiyordum. Dolayısı ile “Bi çay koy da içelim anne” demek yerine kitap okudum bende; kimsesiz, sessiz. Okudukça güçlenirdim, en süper gücümü geliştirirdim. 

Sonra bir gün büyüdüm.. 

Sonra bir gün içimde bir garip okuma isteği doğdu. Gittim kitap aldım, kitap aldım, kitaplar aldım. Oturdum okudum. Neden kaçıyorum şuan bilmiyorum ama umarım gururum da çok fazla incinmemiştir. 

İncinmemiştir diyorum çünkü şuan sen kendinde değilsin. Ben senin bilincinin müdahale edemediğin kısmıyım. Kontrol bende ama hisler hala sende. Sen hissediyorsun, ben yazıyorum. Ama korkmuyorum. Nasılsa sen benim yazdıklarımı okumayı istemezsin. Okumazsın da. 

**Son nokta.**

6 Beğeni
Fırfır!..  Pişmanlık Albayım Uyutmuyor

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.