Adalet

Bazı hayatlar vardır, iki ayrı kişilikte yaşanmak durumundadırlar.
Eve geldiğinde başka, işe gittiğinde başka..

Ali çocukluğundan beri hep adil olma özelliği ile bilinirdi. Sektöre ilk olarak okulda sınıf başkanlığı yaparak atılmıştı. Herkese aynı mesafede yaklaşıyordu. Biri hariç.

Sen çok konuşuyorsun deyip adının yanına bir çarpı daha attığı arkadaşları da vardı, uslu durduğu için adını sildiği arkadaşları da. Öğretmen geldiği zaman bir asker edasıyla dimdik durur, tekmil verir gibi bir çırpıda anlatırdı olanı olmayanı, konuşanı konuşmayanı. Ama o hariç. O hep konuşsa bile adı yazılmazdı, söylenmezdi hiçbir zaman konuşanlar kısmına.

Zeytin severdi Ali. Yediği zeytinlerle okuduğu okulları bitirecek kadar büyüdü. Zeytin ağaçlarının gölgesinde geçti çocukluğu Ali’nin.

Harp akademisine başladığında artık okuduğu kitaplarla, ezberlediği anayasa maddeleriyle, disiplinle, emire itaat ile, tekmil ile büyüyordu.

Adını öğretmenine hiç vermediği o kızla evlendi Ali. O’nu hep savunmuştu bu güne kadar, hep sevmişti.

Ali büyüyor, eşi büyüyor, çocukları büyüyordu. 3 çocukları olmuştu. Gül, Can ve Gün. Çocukları da büyüyordu. Kendi doğruları ile büyütüyordu Ali çocuklarını.

Ali her gün biraz daha asker oluyor, biraz daha sertleşiyor, biraz daha köreltiyordu vicdanını. Çocuklarına kıyamazken, onlara bir yanlış yaptıklarında ceza vermekten kaçınmaz olmuştu. Ali askeri rütbesini mesai bitiminde bırakmıyor, yirmi dört saat üzerinden çıkarmıyordu.

Bir gün; haber geldi Ali’ye! Barışı, kardeşliği, özgürlüğü savunan 3 sıkı arkadaş yakalanmış. Memleketlerinde huzur istedikleri için bazılarının huzurunu kaçırmış bu 20li yaşlardaki gençler. Bir çok gencin de aklına bir gün güneşin doğacağı fikrini sokmuşlar.

Nasıl olurdu bu? Özgür bir ülkede nasıl söylenirdi bu barış ve kardeşlik lafları?

Olamazdı. Kabul edilemezdi.

Madem yakalanmıştı, cezası verilmeliydi. Bu mahkemenin hakimlik görevinin kendisine verilmesini büyük bir gururla kabul etti. Memlekette bütün gözler bu mahkemedeydi. Ali yıllardır aldığı askeri eğitimin karşılığını artık verecekti. Herkes görecekti Ali’nin doğru kararlarını.

Mahkemeden bir gün önce akşam yemeğine her akşam olduğu gibi tam 8’de oturdular, maaile. Ali’nin eşi korkuyordu. O akşam sofrada boş tabaklar vardı. Tam ortada ise bir tabak dolusu zeytin. Zeytin sevdiğini bilirdi Ali’nin. O akşam sofraya o zeytinlerle birlikte umudunu da koydu Ali’nin eşi.

Ali’nin asker üniformasını çıkarıp insan olduğunu hatırlamasını, doğru karar vermenin sadece kendi bildikleri ile mümkün olmayacağını fark etmesini istedi. Çocukluğuna dönmesini , çok konuşmasına rağmen adını hiç yazmadığı günleri hatırlamasını istedi. İsterse yine yazmayabilirdi çünkü. Çünkü kendi yetiştirdiği çocuklarına hep doğru bildiklerini söylemesini, asla korkmamalarını söylerdi. Şimdi ise karşısında kendi çocukları yaşlarda 3 genç vardı. Doğru bildiklerinin peşine giden 3 genç.

Fırfır!..  Zamane Yolcusu [Bölüm 1]

O akşam masadan, masayı dağıtarak kalktı Ali. Zeytin de neydi akşam yemeğinde!

Eşi o akşam artık iyice anladı Ali’nin o eski Ali olmadığını. Artık Ali bir üniformadan ibaretti gözünde.

Mahkeme günü geldi. Ali sordu karşısında ki zanlılara;

Siz nasıl olur da özgürlük, kardeşlik dersiniz?
Doğru bildiğinizi nasıl da öylece söylersiniz?

Ali düşündü, taşındı, kararını verdi.

Öyle doğru bildiğini yapmak, inancının peşinden gitmek özgür bir ülkede kabul edilemezdi! Hem bu ne cüretti, öyle kalkıp biz halkımızın mutluluğunu, bağımsızlığını istiyoruz demek! Huzuru bozulan saygı değer büyükler vardı hem, bu gençler yüzünden.

Eline aldığı kalemi kırdı Ali, hiç düşünmeden. Yüzünde duygusuz, sert bir askeri mizaç ile kırdı.

Öyle uygun gördü Ali, kararını verdi. Huzuru bozulan büyükleri geldi onayladı bu kararı. Vermedikleri canı kendileri aldı. Alırken de sadece bir sigara yakıp izledi Ali, verdiği büyük ve doğru kararın gururuyla! Farkında değildi verdiği bu kararın aslında “Evet siz haklısınız!” anlamına geldiğinden. Evet siz haklısınız dolayısı ile cezalandırılmalısınız. Bu ülkede olsa olsa sizin doğrularınız cezalandırılır, çünkü bizim doğrularımız geçerlidir bu ülkede.

Huzuru bozulanları huzura kavuşturmanın verdiği huzur yetti Ali’ye o günden sonra.

İlkokulda konuşanların adını tahtaya yazan Ali, büyüdüğünde idam sehpasına öleceklerin adını yazar olmuştu.

O günden sonra bir daha zeytin yenmedi o evde.

O günden sonra bir daha doğru bildiklerini, inandıklarını, istediklerini, hayallerini söylemedi Ali’nin çocukları. Ne gerekiyorsa onu söylediler sadece. Söylenmesi gerekenin doğru olduğunu kabullendiler.

Yıllar sonra evde yalnız kaldığı bir günde Ali’nin canı zeytin istedi. 3 tane zeytin kalmıştı tabakta. Birini aldı attı ağzına. Ağzına yıllar sonra attığı ilk zeytin boğazından geçmedi. Takıldı. Öksürdü. Geçmedi. Nefesini kesti. Geçmedi…

Bu dünyadan böyle bir Ali geçti. Geriye ölümüne sebep olduğu doğrular kaldı sadece. Kendisinin ve doğrularının esamesi bile kalmadı.

Yanlış olana, doğru olana zaman verdi kararı.

Unutma!

! Adalet, adalet yükünü kaldıramayanların eline bırakılamayacak kadar ilahi bir mülktür.
! Adalet, ilahi bir tecellidir.
! Adalet, er ya da geç tecelli eder.
! Yanlış bir karar verirsen bir gün, senin doğrun yanlışın olur bir gün.

 

*Bu hikayede bahsi geçen hemen herkes bir kurmacadır.

 

Kapak fotoğrafı: Robert Duvall – The Judge filminden bir sahne

4 Beğeni

Oksijen ile aramda ironik bir bağ var.

Bir yorum: On Adalet

  • Çok güzel bir hikaye olmuş. Adalet sadece yazılardan kurallardan ibaret olmamalı. Vicdanı göz ardı ederek verilen kararlar ne kadar adaletlidir?

Yorum bırak :

Email adresleriniz bizde saklı kalacaktır.

Sliding Sidebar

Size daha önce hiç evrenin özütünün düşünceler olduğunu söyleyen oldu mu? Evet! Ne enerji, ne atom, ne de başka bir şey! Evren sadece düşüncelerden oluşur. Galaksiler, yıldızlar, gezegenler düşüncelerden oluşur. Evler, arabalar, sokaklar, ağaçlar, gökyüzü düşüncelerden oluşur. Erkekler, kadınlar, çocuklar, bütün insanlar, bütün hayvanlar, bütün canlılar her şey ve herkes sâfi düşünceden oluşur. Dünyanın var olmadığını düşünen biri için dünya aslında yoktur. Bu kadar basit işte.